28.04.2017

Paris’te düzenlenen International Oil Summit’te Bloomberg’e demeç veren OPEC Genel Sekreteri Barkindo, OPEC’in kesintisinin devam edip etmeyeceği konusunda şu ifadeyi kullandı: “consensus is gradually but steadily building”. Bunda sanırım Aramco’nun IPO’unun ve Rusya’nın etkisi büyüktür.

Aramco’nun CEO’su Amin Nasser da, petrolün global ekonominin dayanağı olduğunu söyledi ve yakın zamanda zirve yapacağına dair öngörülere karşı çıktı. IEA da 2040’a kadar petrol talebinin artacağını öngörmekte. Öte yandan, Total Baş Enerji Ekonomisti Joel Couse, elektrikli araç popülasyonundaki artışın petrol bazlı yakıtlara olan talebin 2030’larda zirveye ulaşmasına neden olacağını, Shell’in Baş Mali Sorumlusu Simon Henry de talepte 5 yıl içerisinde zirve görülebileceğini söyledi.

Henry’nin “5 yılda zirve görebilir” ifadesi çok iddialı olduğu gibi, “talep/forecast/prediction” söz konusu olduğunda, noktasal tahminlerden ziyade trendi daha çok önemsiyorum. Nitekim, IEA’nın 2000’lerde 2020’ler için GES için yaptığı tahminle, şimdilerde yaptığı arasında dağlar kadar fark var. O nedenle, bence petrol için 2020-25’leri görmek lazım; ama şirket olsam petrolsüz bir gelecek için yapardım planlarımı.


Blockchain konusunda yazıp çizmek lazım. Doğrulama ve takip (identifying – tracking) hususlarına getirdiği farklı yaklaşım dolayısıyla güvenlikli veri dağıtım zinciri olarak adlandırılan ve bir tür veri yönetim yapısı algoritması sunan blockchain geleceğin yıkıcı teknolojilerinden birisi olarak gösteriliyor. Blockchain’i Barış Sanlı zincir dizini olarak Türkçeleştiriyor. Bu konuda özellikle “ethereum” tabanlı teknoloji ön plana çıkıyor.

Blockchain denilince akla hemen bitcoin geliyor olabilir; ama alakası yok, teknolojinin katma değeri identifying – tracking konusunda olunca her alana uygulanabiliyor. Örneğin dün Venture Beat’ta çıkan haberde, Spotify’ın hak sahipleriyle telif haklarını eşleştirilmesi hususunda blokchain teknolojisi geliştiren ve 2016’da kurulan Mediachain’i satın aldığı yazılı.

Enerjiyle alakalı bakıldığında, akıllı şebekeyi ele alırsak, blockchain sisteminin temellerinden birisi akıllı sayaç olacak ve bu konuda çalışan UK merkezi Electron diye bir girişim var.

WEF’in 25 Nisan’da yayınladığı yazı da okunabilir.  


EnBW Almanya’da 900 MW gücündeki off-shore rüzgar enerjisi ihalesini sıfır fiyatla kazandı, yani projenin üretileceği elektrik enerjisi için sabit bir alım fiyatı yok. İkili anlaşma imzalanmadığı takdirde elektrik toptan satış piyasasına satılacak. Projenin 2025’te işletmeye geçmesi bekleniyor.

Dong Energy ise toplam 590 MW gücünde 3 adet sahanın ihalesini kazandı, bunlardan OWP West ve Borkum Riffgrund West 2 sahalarının alım garantisiz fiyatla, The Gode Wind 3’ü de 60 €/MWh bedelle kazandı.

Konuyla alakalı Energy Transition sitesinde çıkan yazıda, ihalelerin 1 tanesi hariç tamamının garanti fiyatsız sonuçlanması şu sebeplere bağlanmış;

  • 2025’e doğru 1 türbin 13-15 MW güçte olacak (ilk yatırım maliyetini düşürücü etmen).
  • Sahalar birbirine yakın olduğundan Dong Energy ile EnBW altyapı konusunda birlikte çalışabilirler.
  • 2023 sonrası Almanya nükleer kapatılmış olacak, 1 tane istisna hariç yolda kömür santrali de gözükmüyor. Spot baz fiyatlarını doğal gaz santralleri belirleyecek.

Önemli bir nokta: iletim hattı yatırımı ihale kapsamında değil.

Almanya’daki ikinci rüzgar ihalesi 2018’de.


WWF, Calvert Investments, CDP ve Ceres tarafından hazırlanan Power Forward 3.0 raporu kısa özeti (raporun tamamı için link):

  • Fortune 500 şirketlerinin %48’i bir veya daha fazla temiz enerji hedefine sahip (2014 yılındaki raporda bu oran %43).
  • Fortune 500’deki 190 şirketin yaklaşık 80 bin adet projesiyle sadece 2016 yılında 3.7 milyar $ tasarruf sağlanmış.
  • Fortune 100’deki şirketlerin %63’ü bir veya daha fazla temiz enerji hedefine sahip.
  • Google 2017 yılı içerisinde sıfır emisyon hedefine ulaşmayı hedefliyor. Salesforce Nisan ayında sıfır emisyon hedefine ulaştığını açıkladı.

Estonya, Tesla’nın Avrupa’daki Giga fabrikasının neden Estonya’da olması gerektiğine ilişkin yaratıcı bir video hazırlamış (haber de burada).

Bu arada, Elon Musk da Çin’e gitti ve Başbakan Yardımcısı Wang Yang ile görüştü. Görüşmenin içeriği açıklanmamış; ama Gigafactory için olduğu söyleniyor ki mantılı. Zira, Tesla’nın 2016 cirosunun 1 milyar dolardan fazlası Çin’den. Estonya yaklaşımı yeni nesil teşvik gibi, ISPAT’a örnek belki; ama potansiyel başka bir şey. Ne demiştik, Çin’in potansiyelinden soyutlanmak imkânsız. Türkiye’nin bu konudaki potansiyeli? Panasonic de 2015 sonunda duyurduğu Çin’deki ilk fabrikasının açılışını yaptı. Prizmatik tip formatta batarya hücre üretimi yapılacak olan tesis yaklaşık 400 milyon $ yatırımla kuruldu ve 200 bin araca batarya tedarik edeceği belirtilen tesisin 2018’in ilk çeyreğinde üretime başlaması bekleniyor.

Panasonic Çin

“28.04.2017” yazısını okumaya devam et

17.04.2017

Nisan ayı başında, Tesla’nın market capitalization değerinin GM’yi geçerek ABD’nin en değerli otomobil üreticisi olması sonrası yazılar – haberler gelmeye devam ediyor. Şuradaki haberde, yazar, Tesla’nın geçen sene 80 bin, buna mukabil GM’nin 10 milyon araç sattığını, Ford’un 11 milyar $ ciro elde etmesine karşın Tesla’nın 780 milyon $ zarar ettiğine vs değinmiş; ancak şu vurgu kritik; Steve Jobs iPhone’u ilk olarak 2007’de piyasaya sürdüğünde yılda 4 milyon adet satarken Nokia 400 milyon adet satıyormuş; ama 10 yılın sonunda iPhone global telefon pazarının %20’sine hakim ve dünyanın en değerli şirketi.

Yazar, Apple ve Amazon gibi şirketlerin, kendilerinin domine edebileceği devasa büyüklükte yeni pazarlar yarattığına vs değiniyor ve meselenin otomobile gelince tam anlamıyla bir bilmece olduğunu söylemiş. Yazının tamamını okumak için şuraya tıklanılabilir.


Yönetimi Shanghai Belediyesine ait olan Çin’li SAIC otomobil üretici şirket, Çin yönetiminin ülkede faaliyet gösterilmesi için yerel ortak girişim kurulmasını şart koşması nedeniyle VW ve GM ile birlikte çalışıyor (%50-50 ortaklık) ve SAIC bu şirketlerin gölgesinde gelişiyor. SAIC Çin’in en büyük otomobil üreticisi konumunda ve üretimini bu sene ikiye katlamak istiyor.

Burada dikkat çekici olan, SAIC’in hedeflerinden ziyade Çin’in, devlet eliyle şirketlerin gelişimi konusundaki politikası. Bu ortak girişimlerin araçlarının Çin piyasasında pazar payı %16.5 civarındaymış. Biz de bu zorunlu ortaklığın bir benzerini YEKA modeliyle rüzgar ve güneş enerjisi projelerinde uygulamaya başladık (güneş ihalesi neticelendi, rüzgar başvuruları da 27.07.2017’de alınacak). Modelin tek başına güzel olması uygulanabilirlik açısından Türkiye ile Çin’i aynı kefeye koymuyor maalesef; çünkü, inanıyorum ki piyasanın yeri yerinde kurgulanması durumunda zaten üreticiler Türkiye gibi bir ülkede tesis kuracak ortaklıklar geliştirecektir. Hatta yerli üreticiler bile fazlasıyla girişimci; Türkiye’de güneş piyasası mevzuat nedeniyle bir türlü istenilen düzeyde açılamamış olmasına rağmen solar cell üretimi için dâhi yatırım yapan firmalar oldu (EkoRE ve Bereket Enerji başta olmak üzere). Güneş hücrelerinin, panellerin vs global ölçekte artık belli bir kalitede olması nedeniyle, Türkiye’deki kurulumların gecikmesi, bir anlamda ülkenin panel çöplüğüne dönmesini de engelledi aslında.


Arabistan Enerji Bakanı Khalid Al-Falih, krallığın 2023 itibariyle enerjisinin %10’unu yenilenebilirden sağlayacağını söyledi. önümüzdeki 10 yıl boyunca 30 adet rüzgar ve güneş enerjine dayalı elektrik üretim projesi geliştirecek ve bunlara 50 milyar $ kaynak aktaracak. 50 milyar $ kaynak, Kral Salman tarafından 2016 yılında onaylanan ekonomik reform paketi doğrultusunda, elektrik üretimindeki yenilenebilir enerji payının artırılmasına dayanmaktadır. Elektrik tüketimi yıllık %8 oranında artan Arabistan, halihazırda elektrik üretiminin %1’ini yenilenebilir kaynaklardan karşılamaktadır.